Her’şeyin Başı Su

“Herşeyin başı su, felsefenin de.” 

En sevdiğim Türk filmlerinden biri olan Kaybedenler Kulübü’nden bir alıntı olsun istedim ilk yazımın ilk sözü.  

İlkler zordur ama bir o kadar da özel. İlk nefes, ilk adım, ilk kelime, ilk cümle, ilk aşk, ilk acı, ilk söz, ilk öpücük, ilk ayrılık, ilk kaybediş, ilk sınav, ilk zafer, ilk terk ediş, ilk terk ediliş. Durumun, duygunun, olayın ne olduğundan, nasıl olduğundan bağımsız,  ilkler özeldir. Özel olduğu kadar da zor. Yani o şeyin ilk olacağını bildiğin için ilk adımı atmasıdır zor olan belki de. Neye attığını bilmezsin o adımı, neye sebep olacağını ya da neye sebep olmaktan seni alıkoyacağını. Belki de ilkleri özel yapan budur, bilinmezliğe atılan adım. Belki elin yanacak, belki gözün çıkacak, belki canından can gidecek, belki ruhuna kan gelecek  ama o adımı atmadan bilemezsin kendinden ne vereceğini, neyi verirken aslında neleri kazanacağını. Belki iyi ki yapmışım diyeceksin o adımı attıktan sonra, belki keşke yapmasaydım. Belki de sadece yapmış olmak için yapacaksın, sonrasında hiçbir his kaplamadan içini. Keşke ve belkilerimizin bileşkesi değil mi hayat zaten? Ne demişti şair: “Aslında gelmişti keşke ve belki diye başlayan cümlelerimizin sayısından altı sıfır atma zamanı. Ama keşke sen, hatta belki de ben…”

Yıllardır yapmak istediklerim listesinde yer alan, aykuthocaoglu.com alan adını yıllar yılı yenileyip bir türlü blog yazmaya başlayamadığım kişisel web sitemin, o özel ama zor olan ilk adımını bu yazıyla atmış bulundum. Zoru zor yapan bir diğer neden de gazeteci bir babanın oğlu, edebiyat öğretmeni bir ablanın kardeşi olarak yazmaya çalışmak.  Bakalım 3 gün uğraşıp birkaç acemi deneme yazısı yazıp sıkılacağım bir yer mi olacak yoksa yıllar geçtikçe biriken bir akıl kutusu, bir hatıra ya da hatırlama defteri mi?

Sonunun nereye varacağını bilmeden sadece yapmak istediğin için birşeyleri denemeye başlamak çok heyecan verici değil mi, hayatın küçük bir özeti sanki! Yeni bir dil öğrenmek, işinden istifa etmek, yüzerek boğazı geçmek, kırkından sonra dans etmek mesela, herşeyin sonu sandığın okulu bırakma kararı alabilmek, birine seni seviyorum demek, birine seni sevmiyorum diyebilmek, sokaklarda şarkı söylemek, otostopla şehir şehir dolaşmak ya da bisikletle Dünya’yı gezmek. Başkaldırmak olmazlara, önyargılara, yaşanmışlıklara, korkulara, en başta da kendine. Hepsi bir adımla başlıyor ya da bir adımla bitiyor. Ama o adımı atmadan ne başlıyor ne de bitiyor.

O zaman sonu bilinmez yolculuklarımıza kaldıralım kadehleri, fonda Mark Eliyahu Journey.

NOT: Bu sitenin yapımında destek olan Berkhan Ağar ve Emrecan Durmaz kardeşlerime özel olarak teşekkür ederim. İkisi de “Ee hadi kaldıralım artık şu siteyi ayağa” diye yaptığım tüm darlamalara yıllardır sabırla karşılık verdiler. Yıllardır diyorum çünkü gerçekten yıllar oldu, doların 2,70’lerde dolaştığı zamanlara dayanıyor alan adını ilk alışım. Hey heeey..

6 Comments

  1. Nese Bayrac Ekim 23, 2019 at 6:35 pm

    Aykut’cum, benim gibi hem sana hem de blog yazma isine duskun biri olarak umarim ilk yorum benden uguruyla olur.
    Hayirli, ugurlu olsun sozunun guzelligine ve ictenligine inanirim.
    Senin taniyorsam bu isi birakmazsin ve zamanla onu kendi versiyonunla cok degisik boyutlara goturecrksin bu is seni gelistirecek diger her iste oldugu gibi.
    Hayirli, ugurlu olsun canim. Sevgiler,
    Not: isten anlayan arkadaslarin oldugu icin cok sanslisin. Ben her seyi el yordami ile yapmistim ve hic bu islere asina olan biri degilken.
    Yolun acik, sansin bol olsun.

    1. Aykut Hocaoğlu Ekim 24, 2019 at 6:23 am

      Neşe Ablacım çok sağol, umarım dediğin gibi olur. Şu an nereye gideceğini düşünmeden aklıma birşeyler geldikçe yazıp arşivleyebileceğim bir digital günlük gibi bakıyorum. Umarım devamlılığını sağlayabilirim 🙂

  2. Mutlu Devran Yaman Ekim 24, 2019 at 5:24 am

    Uuzun soluklu yolculuklarla taçlansın bu ilkin kardeşim. Başarılar, ya da keyifli zamanlar demeliyim daha doğrusu…😊

    1. Aykut Hocaoğlu Ekim 24, 2019 at 6:21 am

      Sağol kardeşim benim inşallah bakalım bir heves işte 🙂

  3. hcrtrn Ocak 2, 2020 at 7:36 pm

    “Ne kuşların yurdu ne de dalgaların doğurucusu. Bu mavi yüreğimin homurtusu..”
    Kalemi elime alıp yazmak için kağıda dokunduğumda bir şeyleri ortaya dökmeyi ne kadar uzun zamandır ertelediğimi düşündüm. Ne kadar korkabilir ki bir insan hissettiklerini gün ışığına çıkarmaktan? Ruhuma temas eden her melodide, en doğal hali olan gözyaşlarını bonkörce sunan insanlarla karşılaştığım her vakitte için için parçalanışımın sevgisizlikten kaynaklandığı ne zaman anladım? Sahi ben en son ne zaman sevildim? Her neyse… Fazla uzatmadan yazan insanları severim. Umarım bu sıcak yazıların devamı gelir.

    1. Aykut Hocaoğlu Ocak 20, 2020 at 6:18 am

      Çok teşekkürler, araya çok vakit girdi yine ama ilk fırsatta devam yazılarını yayınlamaya başlayacağım.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir