Date Archives

Nisan 2019

Her’şeyin Başı Su

“Herşeyin başı su, felsefenin de.” 

En sevdiğim Türk filmlerinden biri olan Kaybedenler Kulübü’nden bir alıntı olsun istedim ilk yazımın ilk sözü.  

İlkler zordur ama bir o kadar da özel. İlk nefes, ilk adım, ilk kelime, ilk cümle, ilk aşk, ilk acı, ilk söz, ilk öpücük, ilk ayrılık, ilk kaybediş, ilk sınav, ilk zafer, ilk terk ediş, ilk terk ediliş. Durumun, duygunun, olayın ne olduğundan, nasıl olduğundan bağımsız,  ilkler özeldir. Özel olduğu kadar da zor. Yani o şeyin ilk olacağını bildiğin için ilk adımı atmasıdır zor olan belki de. Neye attığını bilmezsin o adımı, neye sebep olacağını ya da neye sebep olmaktan seni alıkoyacağını. Belki de ilkleri özel yapan budur, bilinmezliğe atılan adım. Belki elin yanacak, belki gözün çıkacak, belki canından can gidecek, belki ruhuna kan gelecek  ama o adımı atmadan bilemezsin kendinden ne vereceğini, neyi verirken aslında neleri kazanacağını. Belki iyi ki yapmışım diyeceksin o adımı attıktan sonra, belki keşke yapmasaydım. Belki de sadece yapmış olmak için yapacaksın, sonrasında hiçbir his kaplamadan içini. Keşke ve belkilerimizin bileşkesi değil mi hayat zaten? Ne demişti şair: “Aslında gelmişti keşke ve belki diye başlayan cümlelerimizin sayısından altı sıfır atma zamanı. Ama keşke sen, hatta belki de ben…”

Yıllardır yapmak istediklerim listesinde yer alan, aykuthocaoglu.com alan adını yıllar yılı yenileyip bir türlü blog yazmaya başlayamadığım kişisel web sitemin, o özel ama zor olan ilk adımını bu yazıyla atmış bulundum. Zoru zor yapan bir diğer neden de gazeteci bir babanın oğlu, edebiyat öğretmeni bir ablanın kardeşi olarak yazmaya çalışmak.  Bakalım 3 gün uğraşıp birkaç acemi deneme yazısı yazıp sıkılacağım bir yer mi olacak yoksa yıllar geçtikçe biriken bir akıl kutusu, bir hatıra ya da hatırlama defteri mi?

Sonunun nereye varacağını bilmeden sadece yapmak istediğin için birşeyleri denemeye başlamak çok heyecan verici değil mi, hayatın küçük bir özeti sanki! Yeni bir dil öğrenmek, işinden istifa etmek, yüzerek boğazı geçmek, kırkından sonra dans etmek mesela, herşeyin sonu sandığın okulu bırakma kararı alabilmek, birine seni seviyorum demek, birine seni sevmiyorum diyebilmek, sokaklarda şarkı söylemek, otostopla şehir şehir dolaşmak ya da bisikletle Dünya’yı gezmek. Başkaldırmak olmazlara, önyargılara, yaşanmışlıklara, korkulara, en başta da kendine. Hepsi bir adımla başlıyor ya da bir adımla bitiyor. Ama o adımı atmadan ne başlıyor ne de bitiyor.

O zaman sonu bilinmez yolculuklarımıza kaldıralım kadehleri, fonda Mark Eliyahu Journey.

NOT: Bu sitenin yapımında destek olan Berkhan Ağar ve Emrecan Durmaz kardeşlerime özel olarak teşekkür ederim. İkisi de “Ee hadi kaldıralım artık şu siteyi ayağa” diye yaptığım tüm darlamalara yıllardır sabırla karşılık verdiler. Yıllardır diyorum çünkü gerçekten yıllar oldu, doların 2,70’lerde dolaştığı zamanlara dayanıyor alan adını ilk alışım. Hey heeey..